2 Temmuz 2017 Pazar

TUTKUNUN VE ÖZLEMİN ARASINDA BİR HAYAT

Soğuk kış gecelerinde evinde sobanın başında oturmayı, sıcacık bir fincan çay içmeyi, yazın bunaltıcı sıcağında ağaçların serinliğinde piknik yapmayı, ailesiyle ve dostlarıyla doyasıya hasbihal etmeyi o kadar çok özlemişti ki... Ancak tutkusu onu bu özlemlerinden hep uzak tuttu. Özlemleri ve tutkusu arasında kalmanın zorluğuna dair destanlaşmış hikayeleri geleceğine dair yol aydınlığı oldu.

Her telefon çalışı onun için yeni bir macera, yeni bir hayat demekti. Yine birgün telefon sesiyle irkildi. Gelen bilgi doğrultusunda masasından kalkıp tutkusunun şahidi fotoğraf makinasını alarak ürkek, ihtiyatlı ve heyecanlı adımlarla ofisinin kapısından çıktı. Kalp atışlarının sesinde, bilinmezlerin ötesinde, alnından akan ter damla damla tutkusuna süzülürken yolları adımladı.

Yaşadığı şehrin otoban girişinde bir trafik kazasını haber yapmak adına yola düşmüştü bu kez... Olay mahaline gelince kendisini büyük bir hengamenin içinde buldu. Ambulanslardan ve polis arabalarından yükselen acı siren sesleri, yaralılara müdahale eden ilk yardım ekipleri, feryad eden insanlar,  ortalığı yatıştırmaya çalışan polisler,  acı içindeki yaralılar ve üzerleri gazete ile örtülmüş ölüler bu hengamenin bir parçasıydı. Kaza ile ilgili bilgi edinmek adına gözüne kestirdiği bir polis memurunun yanına gitti. Tırla çarpışan yolcu otobüsü şaranpole yuvarlanmış otobüsteki yolcular etrafa savrulmuştu. Yirmi bir yolcu ölmüş on iki yolcu da ağır yaralanmıştı. Polis memurundan olayla ilgili bilgileri dinlerken birkaç kare fotoğraf çekmek istedi. Gözünü fotoğraf makinasının merceğine yaklaştırdı çekim için ayarlamalarını yaparken bir ölünün üzerinde serili, gecesini gündüzüne katarak çalıştığı, kana boyanmış gazeteyi fark etti. Yakın çekim yapmak adına ölünün yanına gittiğinde rüzgarın esintisiyle uçuşan gazeteyi tutmak için bir hamle yaptı. O an ölünün yerde serili upuzun saçlarına dikkat kesildi. Birkaç dakika boş gözlerle yüzüne baktı.

Fotoğraf makinası elinden düştü. Sonra dizlerinin üzerine çöktü. Saçlarını okşadı. Hıçkırıklarla bağırarak üzerine kapandı. Kimse ne olduğunu anlamamıştı.

Mesleğinde bir duayendi. İki erkek evladından sonra dünyaya gelen kızı sınıf öğretmenliği ikinci sınıf öğrencisiydi. Babası için düzenlediği doğum günü süprizini gerçekleştirmek adına okuldan birkaç günlüğüne izin almıştı. Doğum günü hediyesi olarak da babasının yirmibeş yıl boyunca yazılarının çıktığı gazetelerden ve çektiği fotoğraflarından oluşan bir sergi düzenlemişti. Büyük bir heyecanla ailesinden habersiz yola çıkmıştı. Ancak geçirdiği trafik kazasıyla babası için düzenlediği doğum günü süprizini gerçekleştiremeden sonsuzluklar alemine göç etmişti. Geriye babası ve ailesi için dayanılmaz bir acı bırakmıştı.

Hayatının dayanılması güç ve bir o kadar da acı anısını yaşamıştı. Kızının üzerine elleriyle toprak atarken toprağı sulayan gözyaşlarında filizlenecek tecrübeleri insanlığa en büyük hediyesi olacaktı.

Tutkusu ve özlemleri arasında nice acıları, nice çileleri göğüsleyerek vatanın ve millettin bütünlüğünün korunmasında büyük emeği olan, objektif kimliğiyle, tarafsızlık ilkesiyle, gece-gündüz, sıcak-soğuk demeden özveriyle çalışan fedakâr, cefakâr tüm gazetecilerimizi minnetle anıyorum.


Emine KUREN

http://gullnamee.blogspot.com.tr

Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması, yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder