17 Haziran 2017 Cumartesi

CENNET KOKUSU BEBEK KOKUSUNA KARIŞTI

Kucağınıza aldığınızda daha ilk dakikalarda hissettiğiniz bebek kokusunun dünyadaki tüm deodorantları bir araya getirseniz dengini bulamazsınız. Eşi benzeri bulunmayan en doğal en manevi bu kokuyu çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun unutamazsınız.


Katıldığım bir cenaze töreninde şahit olmuştum. Bir teyzenin çocuğu vefat etmişti. Teyze 90 yaşındaydı vefat eden çocuğu da 64 yaşındaydı. Teyze titreyen elleriyle ve yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla "gözümdem sakındığım bebek kokulum seni toprağın altına nasıl koyacağım" diye ağıt yaktı. O'nun bu ağıtı orada bulunan herkesi ve beni derinden etkiledi. Yıllar geçse de kulaklarımdan hiç dinmeyen bu ağıt anne ve babanın gözünde çocuğunu anlatıyordu nağme nağme...
Geçtiğimiz günlerde ardı ardına gelen şehit haberleri tüm ülkeyi yasa boğdu. Hepsi de anne ve babalarının bebek kokulu çocuklarıydı. Ayrı değerde ve farklı hayat hikayeleri ile milli ve manevi duygularımızı harekete geçiren bu aslan yürekli yiğitlerden özellikle ikisinin hayatını çok gıpta ettim.  Şırnak’ın Uludere İlçesi'nin Şenoba Beldesi'nden kalkan helikopterin yüksek gerilim hattına takılarak düşmesi sonucu şehit düşen Türkiye’nin ilk kadın ilçe Jandarma Komutanı Şehit Yarbay Songül Yakut ve ilk görev yeri olan Batman'ın Kozluk ilçesinde şehit düşen öğretmen Aybüke Yalçın...


Ecdatları Nene Hatun, Adile Hala ve nice kahraman Türk kadınları gibi biri ülke savunmasında silahıyla, diğeri de toplumun eğitiminde kalemiyle ülkemizi ileri medeniyetler seviyesine götüren yolda mücadele ettiler. Biri 40 yıllık diğeri 22 yıllık ömründen insanlığa rehber olacak nice anıları geride bırakarak bu dünyadan ayrıldılar.


Toplumun inşaasında en etkili rol kadınlarındır. Bu rolü gerçek anlamda üstlenen, hayatları ve ölümleriyle devleşmiş bu iki kadının geride bıraktıklarıyla tüm toplum ve özellikle kadınlar kendilerini silkelemelidirler. Hayata ve yaşadığı topluma kazandırdıkları ve kaybettirdikleriyle iç muhasebe yapmalıdırlar.


Annelerinin bebek kokulu çocukları bu iki kadını sevgi ve dua ile yad ediyorum. Şehitlerle cennet kokusuna bürünen ülkemizde cennet kokusunun bebek kokusuna karıştığı bu günlerde terörü ve yandaşlarını lanetliyor, bu muhteşem kahraman kadınlarımız başta olmak üzere tüm  kahraman şehitlerimize Allah'tan Rahmet, ülkemize ve milletimize sabır diliyorum.


Emine KUREN

http://gullnamee.blogspot.com.tr

Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması, yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur...


6 Haziran 2017 Salı

BEREKET DİYÂRINA CAN GELDİ


Tarsus; bolluğun, bereketin, maneviyatın, tarihin, coğrafyanın her şeyden öte medenîyetin başkentidir. Kurulduğu günlerden bu günlere birçok medenîyete ev sahipliği yapmış, farklı inançları bir araya getirmeyi başarmış kozmopolit bir kenttir.


Tarih boyunca birçok siyasî lider tarafından yönetilen kent en verimli yönetimi Burhanettin Kocamaz zamanında gördü. Kent bu verimli yönetim ile gelişti, güzelleşti ve ilgi odağı oldu. Kente yönetimi ile bu denli farkındalık kazandıran Kocamaz bayrağı her kesimden insanın sevdiği, yenilikçi ve projelerin sultanı Şevket Can'a teslim etti. Tabiri caizse kente yeni lideri ve yönetimi ile can geldi, canlılık geldi.


Burhanettin Kocamaz ile gelişen, güzelleşen ve ilgi odağı olan kent Şevket Can ile canlanarak hızla gelişmeye, büyümeye devam etmektedir. Durmak bilmeyen hizmet ağına her geçen gün bir yenisini ekleyen ve Tarsus halkını farklı projelerle buluşturan Tarsus Belediye Başkanı Şevket Can'ın iftar ve sahur programları en güzel projelerindendir. Bu projelerle Danyal Aleyhisselâm ve Eshab-ı Kehf ile maneviyatın başkenti olan Tarsus'a huzuru getirerek toplumdaki birlik, beraberlik, dayanışma, paylaşma ve yardımlaşma duygularını harekete geçirmeyi amaç edinmiştir.


İftar programlarına birkaç kez katılmak nasip oldu. Bu programlarda organizedeki güzellikleri ve maneviyatı, belediye çalışanlarının ilgi, âlâka, özverili çalışmalarını ve güler yüzünü görürken programlara katılanların bazılarının memnuniyetini, bazılarının ise memnuniyetsizliğini gördüm.


Bir defasında arkadaşımla gittiğim iftar programına çalışmalarımızın yoğunluğundan biraz geç katılmıştık. Ezana 20 dakika kala gittiğimiz programda oturacak yer bulmuştuk ancak yemek kalmamıştı. Son dakikalarını dinlediğimiz ilahi konseri, edilen dualar, programın muhteşem organizesi bizi manevi alemde yolculuğa çıkartmıştı. Bu yolculukta mutluluğa kanat çırparak huzura demir atmıştık, unutulmaz anlar yaşamıştık. Çünkü biz o programa yemek yemek amacıyla değil manevi havayı solumak amacıyla gitmiştik. Program sonrası Ulu Cami'de akşam namazımızı kıldıktan sonra Ulu Camii bahçesinde meşhur menengiç kahvesi ve çay içip, bisküvi yemiştik... Ve o an şükrün kıymetini öğrenmiştik...


İftar programlarında bazı katılımcıların; bir tabltod yemeği orada yeyip birkaç tabltod yemeği de evlerine götürmesi, 6-7 tabltod yemeği aldıktan sonra ezanı beklemeden oradan ayrılmaları, kargaşa çıkarmaları, yemeklerini yeyip yeyip memnuniyetsiz bakmaları ve konuşmaları dikkatimi çekti. Bu programlar birlik, beraberliği sağlayarak yardımlaşma, dayanışma ve paylaşmanın önemine dikkatleri çekmek, bu duyguları harekete geçirmek adına organize edilmiştir. Programa katılanlar yemek yeme ve yağmalama derdine düşerse program bünyesinde yapılan yemekler tabiki herkese yetmez. Bu da beraberinde kul hakkını getirir. Ki Yüce Mevlâ kul hakkı ile ilgili tüm insanlığa Kur-an'dan mesajlar sunmuştur. Bakara Sûresi 188. ayetin de Yüce Allah "Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için, onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin” buyurarak kul hakkına dikkatleri çekmiştir.


Başkanımıza haddim olmayarak edindiğim gözlemlerden ve aldığım duyumlardan yola çıkarak bir vatandaşı olarak âcizane tavsiyem; iftar programlarında yaşanılan sıkıntıların bir daha yaşanmaması için bir acil eylem planı oluşturulabilinir. Bu acil eylem planı içinde gözlemci görevli sayısı arttırılabilir. Programa katılan kişiler ister protokol, ister köylü, ister Suriyeli, isterse Tarsus içinden ve Tarsus dışından katılan kişiler olsun hiç kimseye özel bir yer ayrılmamalı böylece birlik, beraberlik ve kaynaşma en güzel şekilde sağlanabilir. Her bir protokol bir masaya oturtulup o masaya protokolün ismi verilerek (örneğin 'Şevket Can İftar Masası' gibi) insanlarda masada oturma kültürü, iftar saatini bekleme adabı gibi konular bu şekilde aşılanabilir, böylece masalardaki kargaşa önlenebilir. Yemek dağıtan görevlilerin etrafını kargaşa oluşturarak çevreleyen kişilere yemek verilmeyip sadece masalarda oturan kişilere yemek verilebilir. Masalara numara verilip, görevliler masa sayısına göre gruplandırılarak gözlemci görevliler denetiminde dağıtım yaptırılabilir. Yemek kartı sistemi oluşturulabilir; belirli noktalardan yemek miktarına göre belirli sayıda günlük olarak verilen yemek kartıyla gelen kişilere yemek verilebilir.


Dili, dini, rengi ne olursa olsun her kesimden insanı bir araya getirmeyi başaran ve onları büyük bir sevgi ile kucaklayan Tarsus Belediye Başkanımız Şevket Can'ı yapmış olduğu projelerinden ve çalışmalarından dolayı yürekten tebrik ediyorum. Bereket diyârı Tarsus ve Tarsus halkına can katan projelerin sultanı başkanımıza sonsuz başarılar diliyorum. Varlığının daim olması temennisiyle...


Emine KUREN

http://gullnamee.blogspot.com.tr

Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması, yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur...

2 Haziran 2017 Cuma

ADI GİBİ HANIM

Şehitishak Mahallesi'ne taşındığım 2004 yılında atalarımızın zikrettiği "ev alma komşu al" sözünün anlatmak istediğini yaşayarak öğrendim. Bir komşunun insan yaşamındaki önemini ve etkisini daha iyi anladım. Komşu hayatınızı ya çekilmez yapar ya da hayatınıza anlam katar.

Acımın en derin olduğu yıl tanıştığım mükemmel bir insandı. Bana komşu, arkadaş, abla her şeyden öte dost olurken kızıma büyük anne, teyze oldu. Acımın en etkili ilacı, mutluluğumun tebessümü oldu. Benimle ağladı, benimle güldü, benimle nefes aldı, hayatıma anlam kattı.

Bir defasında bizim evde sabaha kadar oturup sohbet etmiştik. Birbirimize hayatımız boyunca yaşadığımız anılardan bahsetmiştik. Kimi zaman gözyaşlarıyla ağlayıp kimi zaman da kahkahalarla gülmüştük. Tüm hayatı ibretlik yaşam öyküleri ile doluydu ancak ben O'nun en çok evlilik hayatından etkilenmiştim. Ve o gün O'na kitaplara ve filmlere konu olacak mükemmellikte olan hayatını kitaplaştıracağıma dair söz vermiştim. Nasıl da mutlu olmuştu o an...

1.5 yaşında yetim kalan, 4 yaşında kendi kendine okuma yazmayı öğrenen kızımı her gün ziyaret ederdi. Saçlarını koklayıp okşardı. Günlük gazete, hikaye ve boyama kitapları getirirdi. Kızıma günlük gazeteleri okutur o okurken de gülme krizlerine girerdi. Zira 4 yaşındaki bir çocuğun çocuk diliyle ve hareketleriyle gazete okuması çok matraktı gerçekten. Kızım olmadan yemek yemez, gezmeye gitmezdi.

Masum bakışlı, tertemiz saf duygulara sahip, yüzünden tebessümü sofrasından hiç misafiri eksik olmayan, adı gibi hanım olan bir gönül dostuydu. Herkes tarafından sevilen vatanını, milletini, bayrağını, ailesini, akrabalarını, arkadaşlarını ve komşularını seven çocuklarına ve yaşadığı topluma örnek bir anne örnek bir insan, eşine sadık bir eş olan iyi bir yoldaştı.  Yardımsever, tüm insanlarla iletişimi kuvvetli güvenilir bir sırdaştı.

Hanım Ablacığım; sivil toplum hayatım boyunca yapmış olduğum tüm proje ve çalışmalar da hep destekçim oldun. En büyük arzun ve duan şehit olmaktı. Seninle yapmış olduğumuz tüm çalışmalarda, gittiğimiz her yerde, bulunduğumuz her ortamda bu arzunu dile getirirdin. Alnındaki secde izi bu arzunun ve duanın şahidiydi. Ben de şahitlik ederim ki senin en büyük arzundu.

Mübarek bir ayda oruçlu iken trafik kazası geçirdin, mübarek Cuma Gecesi'nde yine oruçluyken vefat ettin. Ben biliyorum ki şehitlik arzusunda olanlar trafik kazasında öldüklerinde arzuları olan şehitlik mertebesinde Rahman'ın huzuruna çıkıyorlar, şehadet şerbetini içiyorlar. Şehadetin ve vuslatın mübarek olsun canım Hanım Ablacığım... Seni Rahman'ın şefkatli kollarına, Rahmet'ine emanet ediyorum. Peygamber Efendimiz ile el ele sevinç çığlıkları ata ata direk cennete girenlerden olman için dua ediyorum. Seninle beni dünyada komşu eyleyen Yüce Mevlâm sonsuzluklar aleminde de bizi komşu eylesin. Bizleri Peygamber Efendimiz'in liva-i hamd sancağı altında bir araya getirsin. Seni çok seviyorum. Ve senin de beni çok sevdiğini biliyorum. Ve sana söz verdiğim üzere seni anlatacağım kitabı mutlaka kaleme alacağımı bilmeni istiyorum. Son nefesime kadar hep duacın olacağım. Şimdi Allah katındaki iftar sofrasından doya doya ye ve kana kana iç... Sonsuzluklar aleminde görüşmek üzere... Güle güle...

El Fatiha...


Emine KUREN

http://gullnamee.blogspot.com.tr

Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması, yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur...

BİR ÖLÜR BİN DİRİLİRİZ


Ardı ardına gelen şehit haberleri ile yüreklerimiz dağlanırken iftarda ve sahurda aşımız acı oldu. Bazı haneler ise acıdan öte ateşi yudumladılar göz yaşlarının sağanak sağanak yağdığı feryad-ı figanda...


Her bir karışı kahraman ecdadın kanıyla yoğrulmuş, her beldesinden şanlı tarihin fışkırdığı bir ülke de yaşıyoruz. Ne mutlu ki bize tarihiyle, coğrafyasıyla, kültürüyle, gelenek ve görenekleriyle eşi bulunmayan bir ülkenin mensubuyuz ve ne mutlu ki böylesi bir ülkeyi bizlere kazandıran ve miras bırakan, tarihe ismini altın harflerle yazdıran kahramanların torunlarıyız.


Komşusu açken uyuyamayan, yardıma ihtiyacı olana karşılıksız yardımcı olan, birbirinin acısını acısı ve mutluluğunu mutluluğu bilen kısacası karşısındakinin haliyle hallenebilen, vatan, millet ve bayrak söz konusu olduğunda serdengeçen bir milletiz. İşte bu sebeple nice kahramanlık destanının baş kahramanı olduk nesiller boyu dillerde dolanan...


Döneminin Fatih' i olup nice fetihler gerçekleştiren, Çanakkale ruhunu nesilden nesile taşıyan, Kurtuluş Savaşı'nın azmi ile yaşayan mehmetçiklerimizin ibretlik yaşam öyküleri ve şehadet haberleriyle milli ve manevi duygularımız depreşti, bu duygularla milletimiz birkez daha silkelendi. Fetih ruhuyla, Çanakkale ruhuyla, Kurtuluş Mücadelesi ruhuyla bir kez daha dirildi.


Bir ölür bin diriliriz. Bir asker şehit düşünce cennet kokusunu hissederiz. Onunla birlikte ölür, O'nu Rahman'ın Rahmetine emanet ettikten sonra her şeye inat yeniden diriliriz. Duruşumuz daha dik, bakışımız oldukça aydın ve keskin, net kararlarımızla her bir adımımızda dünyayı sallayarak kaldığımız yerden devam ederiz. Hiç bir güç, hiç bir şey bizi durduramaz ve yıldıramaz. Çünkü biz Türkiye'yiz.


Rahmet, bolluk ve bereket ayında ardı ardına gelen şehit haberleriyle yaşadığımız üzüntülerin mutluluğa, göz yaşlarının tebessüme, feryad-ı figanların sevinç çığlığına dönüşmesi temennisiyle ülkemizi sağduyulu olmaya devat ediyorum. Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin. Bu ülkeye bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın. Havada, karada, denizde görevi başında iken şehitlik mertebesine yükselmiş mehmetçiklerimizin ruhu şad olsun. Hayatta olan mehmetçiklerimizin Rahman yardımcısı olsun, tüm kötülüklerden muhafaza buyursun. Her şeyden öte tüm ülkemizi benlikten korusun, biz olmanın şuuruna ulaştırsın. Vesselâm...


Emine KUREN

http://gullnamee.blogspot.com.tr

Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması, yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur...

30 Mayıs 2017 Salı

YAPRAKLAR YERE DÜŞER

Bir yakınımızın cenaze töreninde, babamla kol kola, Tarsus Mezarlığı'nın içinde, defin yapılacak yere doğru ağır adımlarla gidiyorduk. Buğulu gözlerle bana bakarak "ağaç ne kadar yüksek olsada yaprakları yere düşer" dedi. İlk kez duyduğum bu söz aslında hayatın ta kendisiydi.

Bu söz doğumla ölüm arasında göz açıp kapayıncaya kadar geçen dünya hayatının bir satırlık özetiydi. Babam; mezarlığın içindeki yolu adımlarken, farklı şekilde ve farklı malzemelerle yapılmış mezarlıkların önünde birkaç dakika durup, hayatın bir satırlık özeti babındaki bu sözü anlatan konuları yanağından süzülen gözyaşlarıyla dillendirdi.

Hepimiz Hz. Adem ve Hz. Havva'nın soyundan geldik. Hiç birimizin birinden üstünlüğü yok. Zira Yüce Allah Hucurat Sûresi 13. ayette "Ey insanlar!.. Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır" buyurmaktadır. Yine Yüce Allah Lokman Sûresinin 18. ayeti kerimesinde "Şüphesiz Allah yürüyüşüyle ve nesebiyle kibirlilik yapanı sevmez." buyurmaktadır. Rahmet Peygamberi Efendimiz Aleyhisselâm da Veda Haccın da; "Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme(arap olmayana),  Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur." demiştir. Hz. Ali de "Ey insanlar arasında geldiği ırkla övünen cahil, bütün insanlar bir ana babadan olmadır." diyerek konuya vurgu yapmıştır.

Büyüyen, uzayan ağaçla birlikte yaprakları da yükselir. Her ne kadar yükselse de yapraklar zamanı geldiğinde sararıp, kuruyup üzerinde bulunduğu daldan yere düşer. İnsanoğlu da bu yapraklar misalidir. Irkı, mezhebi, cinsiyeti, rengi, sınıfı, mesleği, siyasi görüşü ne olursa olsun ne kadar yaşarsa yaşasın bir gün mutlaka ölür. Karun kadar zengin olsada malını mülkünü geride bırakır. Dünyanın en güzeli olsada yaşlanıp güzelliğini kaybeder. Ne kadar kuvvetli olursa olsun bir gün mutlaka beli bükülür, dizlerinde derman kalmadığı için yürüyemez. Hiç bir sonun başladığı gibi olmadığını görür.

İşte bu sebeple insan sahip olduklarıyla gurura kapılmamalı, kibirlenmemeli, kimseyi küçük görmemeli, ön yargılı olmamalı. Bir gün her şeyini kaybedip ve geride bırakıp bu dünya hayatına veda edeceğini unutmamalı.

Yere düşen yaprak misali bulunduğu konumdan birgün düşen insan; Hz. Mevlana'nın da dediği üzere tevazuda yani alçak gönüllülük de ham maddesi olan toprak gibi olmalıdır. Her türlü vitamini bünyesinde barındıran, üzerine ekilen nimetleri fazlasıyla geri veren toprağın tüm bu özelliklerine rağmen kibirlenmediğini unutmamalıdır. Topraktan gelen insan dönüşünün yine toprağa olacağı şuuruyla yaşamalıdır... Vesselâm...

Emine KUREN

http://gullnamee.blogspot.com.tr

Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması, yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur...

20 Mayıs 2017 Cumartesi

TOPRAĞA GÖZ YAŞIN DÜŞTÜ

Sivil toplumculuk hayatımda her kesimden insanla tanışma fırsatım oldu. Farklı kültür ve karekterdeki bu insanlarla geçirdiğim her bir zaman diliminden hayata dair dersler aldım. Aldığım bu hayat dersleri güçlü bir kimliğe ulaşmamdaki dayanaklarım oldu.

Sivil toplum kuruluşlarında yaptığımız çalışmalarda tanıdığım, bir evlat, bir kardeş, bir eş, bir baba ve bir arkadaş olarak duruşuyla, karekteriyle, yaşantısıyla ve icra ettiği mesleği ile bana örnek olan ve kendisinden hayata dair en çok ders aldığım bir isimdir Tolunay Duman...

Yaşlı ve hasta ziyaretleri çok önemsediğim, beni mutlu ve huzurlu eden bir konu... Bu mutluluğa ve huzura nail olmak adına rahmetli Şenel Duman teyzemizi ziyaret etmiştim. Bu ziyaretin her bir salisesi kayda değerdi. Ziyarette annesi için çırpınan evladı ve eşinin baş ucunda onunla yaşadığı anıları sevgiyle anlatan bir eşi, her şeyden öte hasta yatağında etrafına tebessüm eden, dua eden rahmetli Şenel teyzeyi görmek beni çok etkiledi. Hiç unutamadığım ise Tolunay abimin adı geçtiğinde Şenel teyzemizin gözlerinin ışıldaması ve başını sağa sola hareket ettirerek O'nu sormasıydı.

Evladının adı geçtiğinde bir annenin gözleri neden ışıldar ki?.. Neden heyecanlanır, neden bu heyecanını hareketlerine yansıtır ki?..  Bu sorular gerçekleştirdiğim ziyaretten sonra bir anne, bir evlat olarak aklıma takıldı.

Şenel teyzemiz Hakk'a yürüyerek dünya hayatına veda etti. O'nu dualarla Rahman'ın şefkatli kollarında sonsuzluklar alemine yolcu ettik. Cenaze töreninde Tolunay abimin göz yaşları ve annesi için söylediği sözler beni derinden etkiledi. "Ben kime yemek yedireceğim, kime sarılacağım anacığım!..."

Ziyarette kafama takılan sorular cenazede yanıt buldu. Tolunay abim onca iş yoğunluğuna rağmen hergün annesini ziyaret eder, annesine elleriyle yemeğini yedirir, annesinin kişisel bakımını yaparmış. Aralarında kuvvetli bir iletişim ve sevgi varmış.

Çamalan mezarlığında, defin işlemi sırasında yanağından süzülen göz yaşları damla damla toprağa düşerken bize çok güzel bir hayat dersi verdin abim... Bizleri büyük bir emekle dünyaya getiren anne-babalarımıza karşı sorumluluklarımızı hatırlattın. Bizlere muhteşem bir mesaj sundun evlat kimliğinle; "bir evlat anne-babasının gözündeki hüzün olursa toplumda huzursuzluk, bir evlat anne-babasının gözlerinden ışıldayan aydınlığı olursa toplumda huzurlu olur."

Tüm hayatı kitaplaştırılması gereken bir isim Tolunay abim... Bu yazımda evlat kimliğine kısaca değindiğim abimi yürekten tebrik ediyorum. Anne-babalarınızın mutluluk sebebi, gözlerindeki ışıltı, adınız geçtiğinde sevgiyle andığı, heyecanlandığı evlatları olmanız temennisiyle...
Hoşça kalın...

Emine KUREN

http://gullnamee.blogspot.com.tr

Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması, yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur...

13 Mayıs 2017 Cumartesi

HAYALDEKİ ÖZLEME KAVUŞMAK

En büyük hayalleri bir evlat sahibi olabilmekti. Ancak 25 yıllık evlilikleri boyunca bu hayallerine kavuşamadılar. Döktükleri göz yaşları, hayallerine duydukları özlemi damla damla secdeye nakşetti. Secdedeki nakışların her bir ilmeği Rahman'a dua olup ulaştı.


Daha ilk kurada Hac yolculuğuna çıkmak onları bir hayli heyecanlandırdı. Bu yolculuğa çıkmadan önceki koşuşturma, yolculuğa çıkma, kutsal topraklara varma ve orada geçirdikleri günler onlar için destansı anılarla anıtlaştı. Hiç unutamadıkları anı ise her kesimden insana örnek oldu.


Mekke'de kaldıkları otel Kâbe'ye yakın olunca belirli zaman aralıklarında otele gelirler, otelde biraz dinlendikten sonra tekrar tavaf etmek adına Kâbe'ye giderlerdi. Yine birgün dinlenmek adına geldikleri otelde iki saat kadar uyudular ve bu zaman içerisinde Mustafa Bey etkisinden yıllarca kurtulamadığı rüyâyı gördü.


Rüyâsında kucağına beyaz kundakta bir bebek verildi. Bebeği kucağına alan Mustafa Bey göz yaşlarıyla bebeği önce bağrına bastı, kokladı ve öptü sonra tekrar geri uzatarak;
- "Benim çocuğum olmuyor ki, bu benim çocuğum olamaz..." diyerek ağlamaya devam etti. O ağlarken bebeği uzattığı kişi Mustafa Bey'in gözlerinin içerisine bakarak;
- "100 yaşında baba olan Hz. İbrahim'i düşün. Bu bebek senin." diyerek oradan uzaklaştı.
Gördüğü bu rüyanın etkisiyle yine göz yaşlarıyla uyanan Mustafa Bey Kâbe'ye koşarak gitti, secdeye kapanarak saatlerce dua etti.


Hac yolculuğunun ardından yaklaşık olarak 6 ay sonra rahatsızlanan Hatice Hanım hastaneye kaldırıldı. Önce acilde müdahale yapıldı ardından nöbetçi doktor tarafından muayene edildi. Doktor muayene ederken Hatice Hanım'a;
- "Hatice Hanım kaç yaşındasınız"
- "Elli yaşımdayım Doktor Bey."
- "Peki kaç yıllık evlisiniz?"
- "Yirmi beş yıllık evliyim."
- "Eşiniz kaç yaşında?"
- "56 yaşında."
- "En son ne zaman adet oldunuz?"
- "Uzun zamandır olmuyordum. Ancak Hac yolculuğumuzun bittiği gün altı yıldan sonra tekrar adet oldum. 5 aydır yine olmadım. Bu defa kesin olarak menepoza girdim sanırım Doktor Bey."
- "Hatice Hanım belki inanmayacaksınız ama siz şuan tam 5 aylık hamilesiniz. Bu büyük bir mucize."


Doktorun verdiği bu müjdeli bilgi üzerine yüksek sesle hıçkıra hıçkıra ağlayan Hatice  Hanım'ı ve Mustaf'a Bey'i gören doktor ve hastane personeli de göz yaşlarını tutamadı. Bir ara ağlamaktan bayılan Mustafa Bey'in yaşadığı mutluluk ise onu hayata sımsıkı bağlayan bir bağ oldu.


Hayallerindeki özleme 25 yıl sonra Anneler Günü'nde kavuşan Mustafa Bey ve Hatice Hanım çocuklarına İbrahim ismini koydu. 25 yıl boyunca gösterdikleri sabır ve ümitvar olmalarının karşılığını geçte olsa İbrahim ile aldılar. Birçoklarının dede ve nene oldukları yaşta onlar anne ve baba oldular.


Mustafa Bey ve Hatice Hanım tattıkları çocuk sevgisinin şükürü olarak her anneler gününde bir çifti ümreye gönderirken bir çiftin de çocuk hayallerini gerçeğe dönüştürecek tedavinin masraflarını üstlendiler. Yıllardan sonra dünyaya gelen çocukları İbrahim'de başarılı bir doktor oldu, anne ve babasının başlattığı bu güzel davranışı devam ettirdi.


Hayallerinizi gerçeğe dönüştürmek azim ve kararlılıkla edeceğiniz mücadele, sağlam bir inanç ve ümitvar olmanızla mümkündür. Bu hafta Gül Name'de hayatlarından bir kesit sunduğumuz ailemizi sevgiyle anıyor, tüm annelerimizin anneler gününü kutluyorum.  Hoşçakalın...


Emine KUREN

http://gullnamee.blogspot.com.tr


Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması, yayınlanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur...